Ticari Kazanç Kaybı Yargıtay Kararları

Av. Yusuf Siyah
2 Şubat 2026 Ticaret Hukuku

1. Ticari Kazanç Kaybı Nedir?

Ticari kazanç kaybı, bir ticari işletmenin veya ticari amaçla kullanılan bir aracın/taşınmazın, uğradığı bir haksız fiil veya sözleşmeye aykırılık nedeniyle geçici bir süre faaliyet gösterememesi sonucunda, o süre zarfında elde etmesi beklenen net kardan mahrum kalmasıdır. Yargıtay kararları çerçevesinde ise; ticari kazanç kaybı (kâr kaybı), bir sözleşmenin haksız feshi, haksız fiil veya ticari bir malın (özellikle ticari araçların) kullanılamaması nedeniyle, kişinin malvarlığında ileride meydana gelmesi muhtemel çoğalmadan mahrum kalmasıdır.

Bu kavram, doktrin ve uygulamada yoksun kalınan kar kapsamında değerlendirilir. Türk Borçlar Kanunu (TBK) çerçevesinde, malvarlığının olaydan sonraki durumu ile olay meydana gelmeseydi arz edeceği durum arasındaki farktır. Ticari kazanç kaybını konu eden yargı kararları ve mahkeme içtihatları doğrultusunda “ticari kazanç kaybı” kavramı şu şekilde tanımlanmakta ve hukuki çerçeveye oturtulmaktadır:

Tanım

Ticari kazanç kaybı; ticari amaçla kullanılan araçların (taksi, otobüs, servis, minibüs, tır, kamyon vb.) bir kaza veya haksız fiil neticesinde hasar görmesi durumunda, onarım ve tamir süresi boyunca kullanılamaması ya da işletilememesi sebebiyle mal varlığında meydana gelen gelir eksilmesidir.

Kâr kaybı, malvarlığının olaydan sonraki durumu ile olay gerçekleşmeseydi ulaşacağı varsayılan (farazi) durumu arasındaki farktır. Bu zarar türü, malvarlığının aktifinde bir azalma değil, malvarlığındaki artışın engellenmesi niteliğindedir ve “müspet zarar” kapsamında değerlendirilir 

Ayrım (Ticari vs. Hususi): 

Yargı kararlarında, hasar gören aracın niteliğine göre bir ayrıma gidilmektedir. Ticari araçlarda talep edilen zarar “Ticari Kazanç Kaybı” olarak adlandırılırken, ticari olmayan (hususi) araçlarda bu zarar “Araç Mahrumiyet Tazminatı” (ikame araç bedeli) olarak nitelendirilmektedir.

Hesaplama Yöntemi (Net Kâr İlkesi): 

Ticari kazanç kaybı hesaplanırken, aracın çalışmadığı dönemde elde edilebilecek “brüt gelir” değil, “net gelir” esas alınır. Yargıtay içtihatlarına göre; aracın çalışmaması nedeniyle tasarruf edilen zorunlu giderler (yakıt, amortisman, personel gideri, lastik eskimesi, vergiler vb.) brüt kazançtan düşülmelidir. Zarar, mal varlığının mevcut durumu ile eylem gerçekleşmeseydi arz edeceği durum arasındaki farktır (Müspet Zarar).

Sorumluluk ve Sigorta: 

Ticari kazanç kaybı, genellikle trafik sigortası (ZMSS) teminatı dışında kalan dolaylı bir zarar türüdür. Bu nedenle sigorta şirketlerine rücu edilememekte; kazada kusuru bulunan araç sahibi ve sürücüsü müteselsil olarak sorumlu tutulmaktadır.

2. Ticari Kazanç Kaybına Yönelik Yargıtay Kararları

Ticari kazanç kaybını konu edinen Yargıtay kararları, dairelerine göre aşağıda sıralanmıştır:

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi Kararları Bu dairenin kararları, özellikle kazanç kaybının hesaplanma yöntemi (giderlerin mahsubu) ve sigorta kapsamı konularında emsal teşkil etmektedir.

3-Davacı vekili dava dilekçesi ile, aracı tamir süresince çalıştırılmaması nedeniyle uğradıkları kazanç kaybını da talep etmiş, bilirkişi aracın serviste kaldığı süreyi esas alarak 27 gün çalışamadığını kabul etmiş ve 2.700.000.000TL kazanç kaybı belirlemiştir.Ancak kazanç kaybı belirlenirken, davacının aracını çalıştırmaması nedeniyle zorunlu giderleri olan yakıt ve amortisman vs. masrafları yapmadığı dikkate alınarak bu miktarın mahsubu ile net kazanç kaybının tespit edilmesi gerekir. Mahkemece yapılacak iş; bilirkişiden bu hususta ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli görülmemiştir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2006/5225 E., 2006/8352 K.

Kararda özetle; Kazanç kaybı belirlenirken, davacının aracını çalıştırmaması nedeniyle yapmadığı zorunlu giderlerin (yakıt, amortisman vb.) dikkate alınarak bu miktarın mahsubu ile net kazanç kaybının tespit edilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.


Davacı vekili, davalı …Ş’ne kasko sigortalı, diğer davalının yönetiminde olan müvekkiline ait ambulansın, tek taraflı kazada hasarlandığını, davalı sürücünün olayda tamamen kusurlu olduğunu, davalı sigortacının makul süre içinde araçtaki tüm hasarları giderip müvekkiline teslim etmediğini, tespit raporuna göre tıbbi donanım malzemelerinin oluşan hasar bedelinin 24.000,00 TL olduğunu, 10 günlük tamir süresi için 1.000,00 TL araç kiralama bedeli ödeneceğinin tesbit edildiğini, 1 yılı aşkın sürede onarılıp teslim edilemeyen aracın kullanılamaması nedeniyle 10.000,00 TL hizmet kaybı bedeli bulunduğunu (araç mahrumiyeti bedeli kastediliyor) ayrıca tespit gideri yapıldığını belirterek şimdilik 28.920,00 TL hasar ve tesbit gideri toplamının kaza tarihinden işleyecek faizi ile davalılardan müterek ve müteselsilen tahsilini, 10.000,00 TL araç mahrumiyeti bedelinin dava tarihinden işleyecek faizi ile davalı … şirketinden tahsilini talep etmiştir.
Davalılar vekilleri, ayrı ayrı davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, bozma kararına uyma kararı verilerek yapılan yargılama sonunda, davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi ile;
1-02.04.2009 tarihinde meydana gelen olay sebebiyle davacı tarafın sarfettiği, Adana 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/132 Değişik İş sayılı dosyası ile yapılan delil tespitine ilişkin toplam 327,50 TL tespit giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-Dava konusu olay sebebiyle meydana gelen araç ve bir kısım tıbbi cihazlardaki hasara ilişkin zarar kısmen giderilmiş bulunduğundan ve bir kısım tıbbi cihazların da davacı tarafa teslim edildiği anlaşıldığından 1.660,00 TL’nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
3-Davacı tarafa ait … plaka sayılı ambulansın geç onarımı sebebiyle, davacının uğramış olduğu hizmet kaybı zararı olan 6.255,68 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı …Ş’den tahsili ile davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine, bozmaya uygun karar verilmiş olmasına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekili ve davalı …ş vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 492 Sayılı Harçlar Yasasının 13/J maddesi uyarınca davacıdan harç alınmamasına, aşağıda dökümü yazılı 422,31 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı …Ş’den alınmasına 25/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/24 E., 2019/12495 K., 25.12.2019 T.


‘Hükmüne uyulan Dairenin 07/05/2015 tarih ve 2015/13 E- 2015/6834 K sayılı ilamında özetle; “…binada meydana gelen toplam zararın … poliçesi teminat limiti içinde olduğu, bu nedenle bakiye 3.465,85 TL bina hasarından davalı …nin sorumlu tutulmaması gerektiği, somut olayda şartları bulunmayan manevi tazminat talebinin tamamen reddine karar verilmesi gerektiği, davanın, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkin olduğu, davacı vekilince, kazanç kaybı ve kira bedelinin de tazmini istenildiği, hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda, net karın hesaplandığı talebin kazanç kaybı olduğu, bu halde mahkemece gelir kaybı konusunda uzman önceki bilirkişiler dışında seçilecek muhasebeci, mali müşavir gibi bilirkişi veya bilirkişi kurulundan, davacının dosyada mevcut gelir durumunu gösteren belgeler ve hakedişlerine göre öncelikle toplam 263 gün için brüt kazancının belirlenmesi, daha sonra işletmesiyle ilgili tüm giderlerinin (yakıt, elektrik, su, personel gideri, kira bedeli, vergi vs. gibi) mahsubu ile 263 günlük net kazancının tespit edilmesi hususlarında ayrıntılı, gerekçeli denetime elverişli, önceki raporlarında irdelendiği bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gereğine…” değinilmiştir.
Mahkemece, manevi tazminat talebinin reddine, davalı …ye yönelik maddi tazminat talebinin reddine, diğer davalılara yönelik maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, 24.460,06 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 31/10/2011 tarihinden (davalılardan …yönünden 3.465,85 TL’lik kısmından sorumlu olmak kaydı ile ve dava tarihi olan 22/10/2012 tarihinden) itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar …, … ve …den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine fazlaya dair talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece, uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozma ile kesinleşen yönlere ilişkin inceleme yapılmasının mümkün olmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 386,32 TL fazla alınan peşin harcın temyiz eden davacıya geri verilmesine 30.10.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.”

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2016/11646 E., 2017/9800 K., 30.10.2017 T.

Kararda özetle; İşyerinin/aracın durmasından kaynaklı kayıpların net faaliyet kârı üzerinden değil, brüt kârdan tasarruf edilen işletme giderlerinin düşülmesiyle hesaplanması gerektiğini belirtmiştir.


Mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, özellikle oluşa ve dosya içeriğine uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının ve tazminata ilişkin hesaplamanın hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre davalı … vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 348,32 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı …’ndan alınmasına 14.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.”

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 2012/12834 E., 2012/12499 K., 14.11.2012 T.

Kararda özetle; Ticari araç hasarı sonucu oluşan kazanç kaybı talebinin bilirkişi raporu doğrultusunda kabul edildiği ve onandığı karardır.


Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Kararları Genellikle sözleşme feshi veya kiralama ilişkilerinden doğan kâr kayıplarında “kesinti yöntemi”nin uygulanmasına odaklanmaktadır.

“Taraflar arasında 15/05/2013 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli taksi kiralama sözleşmesinin varlığı hususunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Buna göre uyuşmazlık, ürün kirasına ilişkin olup her ne kadar dava açılırken iş hukuku alanına mahsus birtakım tazminat ve alacaklar talep edilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hâkim, tarafların hukuki nitelendirmeleriyle bağlı olmayıp, Türk Hukukunu resen uygular. Bu nedenle davacının talebinin kira sözleşmesinin haksız feshi dolayısıyla tazminat talebine ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Buna göre, davacı kiracının aynı nitelikte bir taksinin benzer koşullarla kiralanabileceği makul süre kadar kazanç kaybına dair tazminat isteyebileceği gözetilmelidir. Burada kârdan yoksun kalan kiracının zararı, haksız fesih sebebiyle malvarlığında ortaya çıkacak çoğalmadan mahrum kalmasıdır.

818 sayılı Borçlar Kanununun 106. ve 108. (TBK md. 125.) maddeleri hükümleri gereğince kazanç kaybı (kar kaybı) zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanununun 325. (TBK 408.) maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönetiminin uygulanması gerekir. Bu yönteme göre kar kaybı, sözleşme ifa ile bitse idi zarar görenin elde etmesi muhtemel bütün gelirlerden yapması gereken bilcümle zorunlu harcama kalemleri ile sözleşme süresinden evvel feshedildiğinden süresinden evvel fesih nedeniyle sağladığı yani tasarruf ettiği haklar ve yine bu süre içerisinde başka işten sağlayacağı veya kasten sağlamaktan kaçındığı kazanç miktarları toplamı indirilerek bulunur. Elde edilecek fark miktara da net kar denilir. Bu yönteme uygun kar kaybı zararı hesaplanırken davacının davalıya ödemesi gereken kira paraları da elbette davacının yapması zorunlu giderler içinde dikkate alınmalıdır. Bu nedenle mahkemece; kazanç kaybının belirlenmesi, kazanç kaybı hesabı yapılırken davacı kiracının dava konusu kiralanan taksi ile aynı vasıf ve özelliklere sahip başka bir aracı aynı şartlarda ne kadar sürede kiralayabileceğinin ve taksinin işletildiği dönem ile fesih tarihi arasında sosyo-ekonomik yönden aynı çevrede işletilen benzer taksinin muhtemel kârının esnaf odaları gibi ilgili yerlerden elde edilebilecek verilerle birlikte değerlendirilip bilirkişi aracılığıyla tespit edilerek TBK 408. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması ve hakim tarafından, belirlenen kar üzerinden, hakkaniyete uygun bir indirim yapılarak hüküm verilmesi gerekirken yazılı şekilde, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA hükmü temyiz eden davacı adli müzaharet kararı almış olduğundan harç alınmasına yer olmadığına”

Yargıtay, 3. Hukuk Dairesi, 2020/11026 E., 2021/1590 K., 17.02.2021 T.

Kararda özetle; Kazanç kaybı (kâr kaybı) hesabında TBK 408. maddesindeki (eski BK 325) kesinti yönteminin kıyasen uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Buna göre, muhtemel gelirlerden zorunlu harcamalar ve başka işten sağlanabilecek kazançlar indirilerek net kâr bulunmalıdır.


“2-Borçlar Yasasının 96. maddesine göre alacaklının, borçludan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle tazminat isteyebilmesi için, bu yüzden bir zarara uğramış olması gerekir. Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar; borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla, müspet zarar sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır; kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır.

Kâr kaybı, kardan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır. Genelde sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir. Aslında kâr kaybı açısından kârdan yoksun kalan tarafın malvarlığında kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik yoktur. Burada kârdan yoksun kalan kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır. Kâr kaybı zararının müspet zarar kapsamında bulunduğu şüphesizdir.

Taraflar arasında düzenlenen 01.03.2010- 01.03.2012 dönemini kapsayan kira sözleşmesinin süresi bitmeden davalı tarafından 23.02.2011 tarih ve 215 sayılı karar ile 08.03.2011 tarihinden itibaren feshedildiği ve kiralananın yıkılmış olduğu tartışmasızdır. Sözleşmenin feshinde davacı kiracının kusuru bulunmamaktadır. Bu durumda kiracının, kusurlu fesih nedeniyle kiralayan davalıdan kâr kaybı zararı adı altında bir miktar paranın kendisine ödenmesini isteyebilecektir. Ancak kâr kaybının hesabında kiracının aynı şartlarla bir kafeteryayı kiralaması için gereken makul süre tespit edilip bu süre içindeki kiracı karının ne olabileceği tespit edilip mahrum kalınan kârın belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca, iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde Borçlar Kanununun 106. ve 108. maddeleri hükümleri gereğince kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanununun 325. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması gerekir. Bu yönteme göre kâr kaybı ise sözleşme ifa ile bitse idi zarar görenin elde etmesi muhtemel bütün gelirlerden yapması gereken bilcümle zorunlu harcama kalemleri ile sözleşme süresinden evvel feshedildiğinden süresinden evvel fesih nedeniyle sağladığı yani tasarruf ettiği haklar ve yine bu süre içerisinde başka işten sağlayacağı veya kasten sağlamaktan kaçındığı kazanç miktarları toplamı indirilerek bulunur. Elde edilecek fark miktara da net kâr denilir. Bu yönteme uygun kâr kaybı zararı hesaplanırken davacının davalıya ödemesi gereken kira paraları da elbette davacının yapması zorunlu giderler içindedir.

Mahkemece; yukarıda açıklandığı şekilde öncelikle kiracının aynı şartlarla bir kafeteryayı kiralaması için gereken makul süre tespit edilip bu süre içindeki kiracı kârının ne olabileceği ayrıntılı ve denetime elverişli bilirkişi raporu ile tespit edilip mahrum kalınan karın belirlenmesi ve daha sonra Borçlar Kanununun 106. ve 108. maddeleri hükümleri gereğince kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanununun 325. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması ve hakim tarafından belirlenen bu mahrum kalınan kar üzerinden hakkaniyete uygun bir indirim yapılması, bu zarar kiralanan işyerinden tespit edilemiyorsa, bu durumda aynı özelliklere sahip benzer işletmelerin gelir–gider durumlarının vergi dairesi, esnaf odası, ticaret odası ve benzeri resmi kurumlardan araştırılıp, benzer işyerlerinin muhtemel cirosu, kâr oranı, işletme giderlerinin ciroya oranına ilişkin ayrıntılı bilgiler toplandıktan sonra bilirkişi marifeti ile bu veriler değerlendirilerek muhtemel aylık kârı tespit edilmeli ve dava konusu aynı vasıf ve özelliklere sahip başka bir taşınmazı aynı şartlarda kiralayabileceği makul süre kadar kâr kaybına hükmedilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yetersiz bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün davalı yararına BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 28.03.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

Yargıtay, 3. Hukuk Dairesi, 2017/6517 E., 2019/2700 K., 28.03.2019T.

Kararda özetle; Kâr kaybının müspet zarar kapsamında olduğunu ve hesaplamada makul süre ile kesinti yönteminin esas alınması gerektiğini vurgulamıştır.


Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Kararları Haksız fiil tazminatları ve araç mahrumiyeti konularında atıf yapılmaktadır.

Kural olarak haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında gerçek zarar ilkesi geçerlidir. Zarar gören ancak haksız fiil sebebiyle uğradığı gerçek zararını haksız fiil sorumlularından isteyebilir. Olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50’nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacı tarafından araç kiraladığına dair belge veya ödeme belgeleri sunulmasa da hakim zararı belirleyebilir. Bu durumda mahkemece, davacı aracında oluşan hasarın niteliğine göre makul tamir süresinin belirlenmesi, ihtiyaçları için aracı kullanamamaktan doğan ve bu süre içinde davacının (ikame araç) ödemesi gereken bedelin ne olacağı konularında alınan bilirkişi raporuna göre davacının araç mahrumiyet bedeli talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davacının bu talebini objektif kriter ve delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’nün kanun yararına temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’nün kanun yararına temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK’nin 363. maddesi uyarınca hükmün, hukuki sonuçlarına etkili olmamak kaydı ile KANUN YARARINA BOZULMASINA, bozma kararının bir örneğinin Resmi Gazete’de yayınlanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesine 29/09/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2021/26777 E., 2022/11236 K., 29.09.2022 T.


Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Kararları Kira sözleşmeleri ve ticari plaka kiralamalarından doğan kâr kayıplarına ilişkindir.

“Kira süresi 01.05.2012 başlangıç tarihli ve 2 yıl sürelidir. Kiralanan plakanın takılı olduğu aracın 03.08.2012 tarihinde kaza yapması üzerine araç tamir edilmek üzere davalı kiralayana teslim edilmiş ve kira süresi dolmamış olmasına rağmen ticari plaka davacıya bir daha teslim edilmemiştir. 2012 Ağustos ayından kira süresi sonu olan 01.05.2014 tarihine kadar davacı kiracı ticari plakayı kullanamamıştır. Bu durumda kiralayan, 818 sayılı Borçlar Kanunun 249.maddesinde düzenlenen kiralayanın kiralananı sözleşme sonuna kadar kullanmaya hazır bulundurma yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Bu durumda kiracı kusursuz olduğunu kanıtlayamayan kiralayan davalıdan kazanç kaybı zararı (mahrum kalınan kar) adı altında bir miktar paranın kendisine ödenmesini isteyebilecektir. Ancak kar kaybının hesabında kiracının aynı şartlarla bir ticari plakanın kiralanması için gereken makul süre tespit edilip, bu süre içindeki kiracı kazanç kaybının ne olabileceği tespit edilerek mahrum kalınan kazanç kaybının belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca, iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 106. ve 108. maddeleri hükümleri gereğince kazanç kaybı (kâr kaybı) zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanununun 325. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması gerekir. Bu yönteme göre kâr kaybı, sözleşme ifa ile bitse idi zarar görenin elde etmesi muhtemel bütün gelirlerden yapması gereken bilcümle zorunlu harcama kalemleri ile sözleşme süresinden evvel feshedildiğinden süresinden evvel fesih nedeniyle sağladığı yani tasarruf ettiği haklar ve yine bu süre içerisinde başka işten sağlayacağı veya kasten sağlamaktan kaçındığı kazanç miktarları toplamı indirilerek bulunur. Elde edilecek fark miktara da net kâr denilir. Bu yönteme uygun kâr kaybı zararı hesaplanırken davacının davalıya ödemesi gereken kira paraları da elbette davacının yapması zorunlu giderler içinde dikkate alınmalıdır.

Mahkemece, yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere davacı kiracının öncelikle aynı şartlarla ticari plaka kiralayabilmesi için gereken makul sürenin tespit edilip belirlenen bu süre içinde davacı kiracının ticari plakayı işletmiş olsa idi elde edeceği kazancın araştırılarak uğranılan kazanç kaybının belirlenmesi ve daha sonra Borçlar Kanununun 106. ve 108. maddeleri hükümleri gereğince kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanununun 325. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması ve hakim tarafından belirlenen bu kazanç kaybı üzerinden davacı kiracının bu yeri işletmemesi nedeniyle uğrayabileceği risklerden uzak kalması nedeniyle hakkaniyete uygun bir indirim yapılarak bulunacak kazanç kaybının davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davacı kiracının kazanç kaybını kanıtlayamadığı gerekçesiyle bu istemin reddine karar verilmesi doğru değildir. Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.

SONUÇ:Yukarıda 2 nolu bentde açıklanan nedenlerle davacının kazanç kaybına ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün kazanç kaybı yönünden BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 10.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

Yargıtay, 6. Hukuk Dairesi, 2014/12468 E., 2015/9690 K., 10.11.2015 T.

Kararda özetle; Kâr kaybını, mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalma olarak tanımlamış; ticari plaka kiralamasında makul süre tespit edilerek kaybın hesaplanmasını öngörmüştür.


“Olayımızda, kar mahrumiyeti bedeli belirlenirken hükme esas alınan bilirkişi raporu denetime elverişli ve ayrıntılı düzenlenmemiştir. Mahkemece yukarıda açıklandığı şekilde öncelikle kiracının aynı şartlarla bir oteli kiralaması için gereken makul süre tespit edilip bu süre içindeki kiracı karının ne olabileceği tespit edilip mahrum kalınan karın belirlenmesi ve daha sonra Borçlar Kanununun 106. ve 108. maddeleri hükümleri gereğince kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanununun 325. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması ve hakim tarafından belirlenen bu mahrum kalınan kar üzerinden hakkaniyete uygun bir indirim yapılması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm verilmesi doğru değildir.

3-Davalılar vekilinin faydalı ve zaruri masraf bedeline ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince:Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmayan 15.3.2002 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşmesinin 4 nolu kira bedeli başlıklı bölümünün ab) bölümünde otelin 55 odasına klima takılacağı klima bedellerinin kiracı tarafından ödeneceği ancak Kadri Soykayaya fatura edileceği ve klimaların kira süresi bitiminde mal sahiplerine bırakılacağı düzenlenmiştir. Bu düzenleme geçerlidir ve tarafları bağlar. Ancak kira süresi dolmadan kiralayanların haksız eylemi ile davacı kiracının otelden çıkartılması, 5 yıllık kira sözleşmesi süresince kullanılacağına güvenilerek kiracı tarafından otele klimaların takılıp otelin ancak 2 yıl kadar kullanabilmesi karşısında otele takılan klimaların bedellerinin de davacı tarafça talep edilen faydalı ve zaruri masraflar toplamı içinde değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamakta ise de kira sözleşmesinin 4/ab) maddesindeki düzenleme karşısında ve klimaların kiracı tarafından 2 yıl süre ile kullanılması da dikkate alınarak bu klima bedellerinde hakim tarafından hakkaniyete uygun bir indirim yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.

SONUÇ:Yukarıda 2 ve 3 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, Yargıtay duruşması için kendisini vekille temsil ettiren davalılar yararına takdir olunan 990 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine, 16.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2013/904 E., 2013/6957 K., 16.04.2013 T.

Kararda özetle; Kâr kaybı hesabında bilirkişi raporunun denetime elverişli olması ve kesinti yönteminin uygulanması gerektiğini belirtmiştir.


Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararları Ticari niteliğin ispatı üzerine yoğunlaşmaktadır.

“3-Ayrıca, davacı taraf araçta meydana gelen zarar nedeniyle oluşan gelir kaybını da talep etmiş olup, mahkemece 15.875,00 TL kazanç kaybının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Dosya kapsamı itibariyle davacı taraf, aracın fiili olarak ticari faaliyette kullanılmakta olduğunu ispat edememiş olup, mahkemece davacının kazanç kaybı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yukarıda yazılı gerekçe ile bu talep yönünden kabul kararı verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.

4- Kabule göre de; davalı vekilinin davacının ıslah talebine karşı zamanaşımı def’i yönünden mahkemece olumlu veya olumsuz karar verilmemesi de doğru olmamıştır.”

Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, 2021/1377 E., 2021/6503 K., 24.11.2021 T.

Karada özetle; Ticari kazanç kaybı talep edilebilmesi için aracın fiili olarak ticari faaliyette kullanıldığının ispat edilmesi gerektiğini, aksi halde talebin reddedilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.


Yargıtay 14. Hukuk Dairesi Kararları Zararın ispatında ticari defterlerin önemini vurgular.

“Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmış, uzman bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 16.06.2008 tarihliraporda, davacı tarafın gelir vergisi beyannamesine göre kazanç kaybının bulunmadığı belirtilmiş, bozmadan sonra yapılan yargılama sırasında alınan 14.11.2011 tarihli bilirkişi kurulu raporunda ise davacı tarafın ticari defterleri incelenerek defter kayıtlarına göre ortalama karlılığın tespiti ile zarar görülen döneme uygulanması sonucu kardan yoksun kalınan zarar tespit edilmiştir. Mahkemece bu rapor benimsenerek kazanç kaybına ilişkin zararının tahsiline karar verilmiş ise de raporlar arasındaki çelişkinin giderilmeden hüküm kurulduğu görülmüştür.

Bu durumda mahkemece, bozma ilamında da belirtildiği üzere davacı tarafın ticari defterleri de incelenerek uzman bilirkişiden yıllar itibariyle davacı tarafın kar-zarar durumunu, hasarın meydana geldiği tarih ile hasarın giderildiği tarih arasındaki dönemde işyerinin çalışabileceği gün, muhtemel müşteri sayısı ile talep edilen hizmet bedelleri ve giderler dikkate alınarak işyerinde elde edilebilecek net gelir saptanmalı, bilirkişiden bu konuları açıklayıcı, muhtemel kardan yoksunluk zararının hesap şeklini gösterir şekilde rapor alınarak iki rapor arasındaki çelişki giderilmeli, daha sonra tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle Borçlar Kanununun 42. maddesi de gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.”

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2013/13667 E., 2014/794 K., 17.01.2014 T.

Kararda özetle; Kârdan yoksunluk zararının kanıtlanması için davacının ticari defterleri üzerinde uzman bilirkişi incelemesi yapılarak ortalama kârlılığın tespit edilmesi gerektiğini belirtmiştir.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

”Somut olaya gelince; taraflar arasındaki satış sözleşmesine konu olan araç, tanıtım kılavuzunda genel olarak “ticari araç” olarak tasarlandığı belirtilmiş olsa da, dosyada mevcut olan araç ruhsatında aracın kullanma şeklinin “ticari” değil, “hususi” olduğunun yazıldığı dosyada bulunan Trafik Tescil Belgesinden anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde davaya konu aracın hangi amaçla kullanılmak üzere satın alındığının tespiti önem taşımaktadır. Davacı, aracı ticari amaçla kullanmak üzere değil hususi amaçla kullanmak üzere satın aldığını beyan ederek aracı “Hususi” olarak tescil ettirmiş, eldeki davayı da tüketici sıfatı ile Tüketici Mahkemesinde açmıştır. Bu durumda davacının aracı ticari amaçla değil, hususi amaçla satın aldığının kabulü gerekir. Bu hususun aksi de ispatlanabilir. Ancak davalı davacının aracı ticari amaçlarla kullandığını iddia etmemiştir.
Bu nedenle aracın ticari amaçla değil, hususi amaçla satın alındığı, ticari ve mesleki olmayan amaçla satın alan davacının, yukarıda ayrıntısıyla açıklanan yasal hükümler karşısında tüketici, davalının da satıcı sıfatını taşıdığı açıktır. Dolayısıyla tüketici ile satıcı arasındaki hukuki işlem de tüketici işlemidir. Tüketici hukuku; tüketicinin taraflardan birisini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsadığına göre; davacının bu sıfatla yaptığı işlem de  tüketici hukuku kapsamında ve onun koruması altındadır.
Bu nedenle eldeki uyuşmazlığın 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında olup, bu Kanuna göre çözümü gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Anılan Kanunun 23. maddesinde; bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü uyuşmazlıklara Tüketici Mahkemelerinde bakılacağı, hükme bağlanmıştır.
O halde taraflar arasındaki uyuşmazlık, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre mahkemece işin esası incelenerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2012/13-1217 E., 2013/555 K., 17.04.2013 T.

Kararda özetle; Aracın ruhsat kaydında “hususi” olarak görünmesi durumunda, ticari vasıfla kullanıldığına dair gerekli değişiklik yapılmadan ticari araç olduğunun ileri sürülemeyeceğini, taraflar arasındaki işlemin artık tüketici işlemi olarak sayılacağını, bu sebepten ötürü taraflar arasındaki uyuşmazlığa Tüketici Mahkemelerince bakılacağı vurgulanmıştır.

Bu yazıyı değerlendir!
[Toplam: 2 Ortalama: 5]

Yasal Uyarı

Bu sitedeki bilgiler kesinlikle hukuki tavsiye niteliğinde olmayıp bu bilgiler hiçbir şekilde site ziyaretçileri ile Av. Yusuf SİYAH arasında vekil-müvekkil ilişkisi kurulmasına yönelik biçimde yorumlanamaz yahut kullanılamaz. Site içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda oluşabilecek herhangi bir zarardan büromuz sorumlu değildir.1136 sayılı Avukatlık Yasası yahut Türkiye Barolar Birliği Meslek kuralları uyarınca site içeriği hiçbir şekilde reklam amaçlı yahut ticari amaçlı kullanılamaz. Site içeriğinde yer alan bilgi ve görsellerin (kaynak gösterilenler yahut jenerik olanlar dışında) telif hakkı Av. Yusuf SİYAH 'a aittir. İzin alınmaksızın ve Kaynak Göstermeksizin Alıntı yapılamaz, link verilemez.

Tema

© Copyright 2026 - Av. Yusuf SİYAH | Tüm Hakkları Saklıdır.